Türkiye’de Birleşme Devralma Kontrol Rejimi- 2022

Türkiye’de marka hukuku, 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren ve 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin yerini alan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na (“Kanun”) tabidir. Kanun, marka hukukunda önemli değişiklikler getirmiş ve Avrupa Birliği düzenlemelerine uygun hale getirmiştir.

Türkiye ayrıca aşağıda belirtilen uluslararası anlaşmalara da taraftır;

• Sınai Hakların Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi

• Markaların Uluslararası Tesciline İlişkin Madrid Anlaşmasına İlişkin Protokol

• Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması

Yazar:

Aktay

Tarih:

Salı, May 2022 16:52

Güncelleme Tarihi:

Perşembe, Haz 2022 15:54

PDF

İnceleyebilirsiniz

A. Mevzuat ve Yetki

1- Birleşme/devralma mevzuatı nedir?

Birleşme/devralma kontrolüne ilişkin Türk mevzuat çerçevesi aşağıdaki gibidir:

  • 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (“Kanun”);
  • 2010/4 Sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ (“2010/4 Sayılı Tebliğ”)
  • 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 16. Maddesinin Birinci Fıkrasında Öngörülen İdari Para Cezası Alt Sınırının 31/12/2022 Tarihine Kadar Geçerli Olmak Üzere Artırılmasına İlişkin Tebliğ (“2022/1 Sayılı Tebliğ”)
  • Birleşme veya Devralma Sayılan Haller ve Kontrol Kavramı Hakkında Kılavuz (“Kılavuz”)
  • 2010/4 Sayılı Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ (“2022/2 Sayılı Tebliğ”)
  • Birleşme/Devralma İşlemlerinde Rekabet Kurumunca Kabul Edilebilir Çözümlere İlişkin Kılavuz (“Çözümlere İlişkin Kılavuz”).
  • Birleşme ve Devralmalarda İlgili Teşebbüs, Ciro ve Yan Sınırlamalar Hakkında Kılavuz (“Yan Kısıtlamalara İlişkin Kılavuz”)
  • 2010/3 Sayılı Dosyaya Giriş Hakkının Düzenlenmesine ve Ticari Sırların Korunmasına İlişkin Tebliğ (“2010/3 Sayılı Tebliğ”)

2- İlgili makam kimdir?

Türk birleşme/devralma kontrol rejimi, Ankara’da Rekabet Kurumu (“Kurum”) tarafından yürütülmektedir.

3- Yakın zamanda maddi hukukta bir değişiklik oldu mu?

2022/1 Sayılı Tebliğ uyarınca Kanun’un 16(1) maddesinde belirtilen idari para cezası alt sınırı 1/1/2022-31/12/2022 tarihleri arasında geçerli olmak üzere 47.409 TL olarak belirlenmiştir.

Ayrıca, yakın zamanda enflasyonist baskılar ve döviz kurundaki dalgalanmalar nedeniyle 2010/4 Sayılı Tebliğ’de değişiklik yapılmıştır. Bu doğrultuda 4 Mart 2022 tarih ve 31768 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve 4 Mayıs 2022 tarihinde yürürlüğe girecek olan 2022/2 Sayılı Tebliğ ile 2010/4 Sayılı Tebliğ’in aşağıdaki hükümlerinde değişiklik yapılmıştır.

– Kurum, yalnızca büyük ölçekli devralmaları, birleşmeleri ve ortak girişimleri incelemeyi amaçlamasına rağmen, birleşme/devralma başvuruları için ciro eşiklerini en son 2012’de güncellemiştir. Son aylarda Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle nispeten düşük seyreden bu ciro eşikleri, 2021 yılına gelindiğinde 2022/2 Sayılı Tebliğ uyarınca artırılmıştır (değişen ciro eşikleri için bkz. aşağıda 7).

– 2022/2 Sayılı Tebliğ, teknoloji işletmeleri için yeni bir birleşme/devralma kontrol rejimi getirmiştir. 2022/2 Sayılı Tebliğ uyarınca teknoloji işletmeleri; (i) dijital platformlar, (ii) yazılım ve oyun yazılımları, (iii) finansal teknolojiler, (iv) biyoteknoloji, (v) farmakoloji, (vi) tarım kimyasalları ve (vii) sağlık teknolojileri olarak tanımlanmıştır. 2022/2 Sayılı Tebliğ’in 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre Türkiye coğrafi pazarında faaliyet gösteren, Ar-Ge yapan veya Türkiye’deki kullanıcılara hizmet sunan teknoloji işletmelerinin devralınmasında 250 milyon TL barajı uygulanmayacaktır. Teknoloji işletmelerinin yerel ciro eşiklerinden muaf tutulması sonucunda, bu işletmeler Türkiye’de neredeyse kategorik olarak bildirilebilir hale gelmiştir.

– Kurum, finansal kuruluşların ciro hesaplamasını da diğer kamu kurumu ve bağımsız idari otoritelerin ilgili mevzuatta yaptığı değişiklikler ile uyumlu hale getirmiştir. Buna göre, 2022/2 Sayılı Tebliğ uyarınca, “katılım bankaları” terimi, bankaların tüm yasal şekillerini kapsayan genel “bankalar terimi ile değiştirilmiştir.

– 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 10(2) maddesi değiştirilmiş olup değişikliğe göre, Kurum’a yapılacak birleşme/devralma bildirimleri için seçimlik “e-devlet” platformu eklenmiştir.

– İkincil mevzuatın Kanun ile uyumlu hale getirilmesi amacıyla 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 13. maddesi değiştirilmiş ve “tek başına ya da birlikte hâkim durum yaratmaya yönelik” ibaresi “başta hâkim durum yaratılması” şeklinde değiştirilmiştir.

– 2010/4 Sayılı Tebliğ eki olan bildirim formu da değiştirilmiştir. Bu değişiklik ile Kurum, istenen bilgilerin detaylandırılmasını ve bildirimlerin Kurum’a eksiksiz olarak iletilmesini sağlamayı amaçlamaktadır.

B. Bildirime Tabi İşlemler

4- Hangi tür işlemler bildirim yükümlülüğü doğurmaktadır?

Türk birleşme/devralma kontrol rejimi, birleşme öncesi bildirim ve onay sistemini tercih etmektedir. Bu sistemde, belirli kriterleri sağlayan bir işlemin kapanıştan önce Kurum’a bildirilmesi gerekmekte olup kriterlerin altında kalan işlemler de minimis olarak değerlendirilerek birleşme başvurusuna konu edilmemektedir.

Kanun’un 7. maddesi, Türkiye’nin bir kısmında veya tamamında bir mal veya hizmet piyasasında etkin rekabeti önemli ölçüde azaltan birleşme veya devralmaları yasaklamaktadır. Madde, Kurum’a hangi tür birleşme ve devralmaların Kurum’un onayını alması gerektiğini düzenleme yetkisi vermektedir. Kurum, bu tür işlemleri 2010/4 Sayılı Tebliğ’de tanımlamaktadır.

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 5(1) ve 5(3) maddelerinde birleşme veya devralma sayılan haller tanımlanmıştır. Buna göre, kontrolde (tek veya müşterek kontrol) kalıcı bir değişiklik yaratması koşuluyla, aşağıdaki işlemler birleşme ve devralma olarak kabul edilecektir:

i. İki veya daha fazla teşebbüsün birleşmesi,

ii. Bir veya birden fazla teşebbüsün tamamı veya bir kısmı üzerinde, bir veya birden fazla teşebbüs veya hâlihazırda en az bir teşebbüsü kontrol eden bir ya da daha fazla kişi tarafından;

– hisse veya mal varlıklarının satın alınması,

– sözleşme veya

– başka yollarla

doğrudan veya dolaylı kontrolün ele geçirilmesi,

iii. Bağımsız bir iktisadi varlığın tüm işlevlerini kalıcı olarak yerine getirecek bir ortak girişimin oluşturulması.

Kontrolde (tek veya müşterek kontrol) kalıcı bir değişiklik ile sonuçlanan yoğunlaşmalar, geçerli eşikleri aşmaları koşuluyla Kurum’un onayına tabidir.

Avrupa Birliği Birleşme Rejimi kapsamında yoğunlaşma, “önceden bağımsız olan iki veya daha fazla teşebbüsün (veya teşebbüslerin bir kısmının) birleşmesi veya ilgili teşebbüslerin yapısında kalıcı bir değişiklik getiren bir başka teşebbüsün tamamının veya bir kısmının doğrudan veya dolaylı kontrolünün devralınması.” olarak tanımlanmaktadır. Kurum tarafından birleşme veya devralma olarak tanımlanan haller de bu tanıma uygundur.

Birleşme veya devralma taraflarının Kurum’a bildirimde bulunabilmeleri için Kurum, yukarıda belirtilen tanımların yerine getirilmesini ve geçerli ciro eşiklerinin aşılmasını şart koşmaktadır.

5- Kalıcı kontrol değişikliği nasıl tanımlanır?

Türk birleşme/devralma kontrol rejimi kapsamındaki kontrol tanımı, 139/2004 Sayılı Tüzüğün (“AK Birleşme Tüzüğü”) 3. maddesi kapsamındaki tanıma benzerdir. 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 5(2) maddesine göre, bir teşebbüsün kontrolü; ayrı ayrı veya müştereken, bir teşebbüs üzerinde fiilen veya hukuken belirleyici etki uygulama olanağı sağlayan haklar, sözleşmeler veya diğer araçlar yoluyla elde edilebilir.

2010/4 Sayılı Tebliğ metni uyarınca bu yetkileri veren araçlar şunlar olabilir:

  • Bir teşebbüsün varlıklarının tamamı veya bir kısmı üzerinde mülkiyet veya işletim hakkı veren araçlar; ve
  • Bir teşebbüsün organlarının yapısı veya kararları üzerinde belirleyici etki sağlayan haklar ve sözleşmeler.

Madde 5(2) ayrıca kontrolün hukuki ve fiili olarak elde edilebileceğini de öngörmektedir. Hak sahiplerine veya bu kişi veya teşebbüslere bir sözleşme uyarınca bu hakları kullanma yetkisi verildiğinde, hukuki kontrol söz konusudur. Bu hak ve yetkilere sahip olmayan aynı kişiler, uygulamada bu hakları kullanma yetkisine sahip ise, fiili kontrol mevcuttur. Bu nedenle, doğrudan hukuki kontrol elde edilmediğinde (örneğin, oy haklarının çoğunluğuna sahip payların devralınması yoluyla), o zaman Kurum, devralanın paylara bağlı veya paydaşlık sözleşmelerinde yer alan özel haklar, yönetim kurulu temsili, varlıkların mülkiyeti ve kullanımı ve ilgili ticari konular aracılığıyla teşebbüs üzerinde fiilen kontrol uygulayıp uygulayamadığını değerlendirecektir. Sonuç olarak, fiili kontrol durumunda, kesin bir paydaşlık veya nihai etki için bir kriter yoktur ve her dava kendi olgularına göre karara bağlanır.

Kanun’un 7. maddesinin sadece kontrolde sürekli/kalıcı bir değişiklikle sonuçlanan işlemleri kapsadığı dikkate alındığında, Kurum yalnızca bu tür işlemlerin piyasa yapısında sürekli bir değişikliğe yol açacağı varsayımıyla, kontrol değişikliğinin kalıcı olmasını şart koşmaktadır. Ancak Kurum, Kılavuz’da belirli bir süre için yapılan anlaşmaların, yenilenebilmeleri halinde sürekli bir kontrol değişikliğine yol açabileceğini de belirtmektedir. Benzer şekilde, sözleşme için öngörülen süre, ilgili teşebbüslerin kontrolünde sürekli bir değişikliğe yol açacak kadar uzunsa, sözleşmenin kesin bir sona erme tarihi olsa bile işlem Kanun’un 7. maddesi kapsamına girebilir.

Dolayısıyla, aşağıda açıklanan geçerli eşikleri aşmaları koşuluyla, yalnızca kalıcı bir hukuki veya fiili kontrol değişikliği ile sonuçlanan yoğunlaşmalar Kurum’un onayına tabidir.

6- Azınlık payının devralınması bildirime tabi midir?

Azınlık paylarının devralınması, kontrol sağlamadıkları sürece bildirime tabi değildir. Ancak, bu tür devralmalara ilişkin olarak paydaşların sözleşmeleri veya ortak girişimlerin ana sözleşmeleri, azınlık paydaşına kontrol verebilecek herhangi bir hüküm bulundurup bulundurmadıkları açısından, dikkatle gözden geçirilmelidir.

Azınlık payları, bu paylara bağlı belirli haklar ile birlikte hukuki olarak tek kontrol sağlayabilir. Ayrıca şirket yönetim kurulu üyelerinin yarısından fazlasını atama yetkisi gibi stratejik kararların belirlenmesini sağlayan özel hakların verildiği imtiyazlı paylar da tek başına kontrol sağlayabilir. Azınlık paydaşlarının, ilgili teşebbüslerin temel kararlarını veya stratejik davranışlarını veto etmelerine izin veren haklara sahip oldukları durumlarda, müşterek bir kontrol söz konusu olabilir.

7- Bildirime tabii birleşme ve devralmalar için geçerli ciro eşikleri nelerdir?

Kurum, yalnızca büyük ölçekli devralmaları, birleşmeleri ve ortak girişimleri incelemeyi amaçlamaktadır. Ciro eşikleri, 2022/2 Sayılı Tebliğ ile değiştirilen 2010/4 Sayılı Tebliğ’de belirlenmiştir. 2022/2 Sayılı Tebliğ’in yürürlüğe girdiği tarihten itibaren:

– Türkiye pazarında işlem taraflarının toplam cirolarının 750 milyon TL’yi ve işlem taraflarından en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı 250 milyon TL’yi veya

– Devralmalarda devredilen varlık(lar)ın veya devralma konusu faaliyetin, birleşmelerde taraflardan en az birinin Türkiye cirosu 250 milyon TL’yi ve diğer işlem taraflardan en az birinin dünya çapındaki cirosu 3 milyar TL’yi aşan birleşme ve devralmalar bildirime tabii olacaktır.

2010/4 Sayılı Tebliğ’de ayrıca, ciro eşikleri aşılmış olsa dahi Kurum’dan izin alınmadan yapılan işlemlerin hukuken geçerli olamayacağı belirtilmektedir.

Ciroyu hesaplamak için kullanılan hesaplama yöntemi için bkz. 11.

8- Bu ciro eşiklerinin altında kalan işlemlerin soruşturulabileceği durumlar var mıdır?

Kurum, ciro eşiği sisteminin teşebbüsler için yasal belirlilik oluşturduğunu ve bu nedenle ciro eşik sisteminin pazar payı eşik sistemine tercih edildiğini savunmaktadır. Buna göre, bildirim gerekliliklerinin analizinde işlemin taraflarının pazar payları dikkate alınmayacaktır.

2022/2 Sayılı Tebliğ’in 2(2) maddesi uyarınca istisnai olarak, (i) Türkiye coğrafi pazarında faaliyet gösteren, (ii) Ar-Ge yapan veya (iii) Türkiye’deki kullanıcılara hizmet sunan teknoloji teşebbüslerinin devralınmasında 250 milyon TL ciro eşiği uygulanmayacaktır. Bu halde teknoloji teşebbüslerinin devralınması, işlem ciro eşiklerinin altında kalsa bile Kurum nezdinde bildirime tabiidir.

Dolayısıyla, teknoloji teşebbüslerinin devralınması dışında, ciro eşiklerinin altında kalan işlemlerin Kanun’un 7. maddesi kapsamında soruşturulabileceği bir durum bulunmamaktadır.

9- Hangi tür ortak girişimler izin gerektirmektedir?

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 5(3) maddesi uyarınca, ortak girişimler de Kurum’un bildirim ve onayına tabi olabilir. Madde 5(3), “bağımsız bir ekonomik varlığın” tüm işlevlerini “kalıcı olarak yerine getirecek” bir ortak girişimin kurulmasının, 2010/4 Sayılı Tebliğ kapsamına giren bir devralma işlemi teşkil edeceğini belirtmektedir. Ortak girişimin cirosu olmadığından, işlemin ilgili tarafları ortak girişimin kendisi değil, ana kuruluşlarıdır.

Kurum, ortak girişim bildirimlerine ilişkin kararlarında iki kriterin yerine getirilmesini göz önünde bulundurmaktadır:

  1. İşlem taraflarınca müştereken kontrol edilen bir teşebbüs var mı? ve
  2. Ortak girişim, tam işlevsel bağımsız/özerk bir ekonomik varlık oluşturuyor mu?

Bu nedenle, bir devralma işlemi olarak kabul edilen “tam işlevsel” bir ortak girişimin oluşturulması, ilgili ciro eşiklerinin aşılması durumunda Kurum tarafından bildirime tabi olacaktır. Bir ana ortaklıktan ortak girişime devredilebilecek herhangi bir varlığa ilişkin gelirler, o ana ortaklığın gelirinin bir parçası olarak kabul edilecektir.

Sonuç olarak, ortak girişim tam işlevsel değilse ve stratejik ittifaklar ve kooperatif ortak girişimleri gibi büyük ölçüde ana ortaklıklarına bağlı olarak yasal yapı tarafından resmileştirilmiş bir ortaklık şeklini alıyorsa, bu tür ortak girişimler bildirimde bulunmayacaktır. Ancak Kurum, bu tür ortak girişimleri Kanun’un 4. maddesi ışığında sonradan gözden geçirebilmektedir. Bu bağlamda, ortak girişim oluşturan ana şirketler, ortak girişimlerinin rekabet hukuku kurallarına uygun olup olmadığını belirlemelidir. Ancak Kurum, ortak girişim sözleşmesini re’sen veya tarafların talebi üzerine inceleyebilmekte ve kısıtlayıcı hükümlerin rekabet hukuku kurallarına uygun olup olmadığını belirleyebilmektedir.

10- Bildirim gerektirmeyen istisnai işlemler var mıdır?

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 6. maddesinde Kurum’dan izin alınması gerekmeyen işlemlere ilişkin liste düzenlenmiştir. Buna göre, muaf işlemler şunlardır:

(i) Kontrol değişikliğine yol açmayan grup içi işlemlerle diğer işlemler,

(ii) Olağan faaliyetleri kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymetlerle işlem yapmak olan teşebbüslerin yeniden satış amacıyla satın aldıkları menkul kıymetleri, bu menkul kıymetlerden doğan oy haklarının menkul kıymetleri çıkaran teşebbüsün rekabet politikalarını etkileyecek şekilde kullanmamaları kaydıyla geçici olarak ellerinde bulundurmaları,

(iii) Kontrolün; tasfiye, infisah, ödeme güçlüğü, ödemelerin tatil edilmesi, konkordato, özelleştirme yapılması amacıyla veya benzeri bir nedenle ve Kanun gereği bir kamu kurum ve kuruluşu tarafından elde edilmesi,

(iv) 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 5. maddesinde belirtilen hallerin miras yoluyla gerçekleşmesi.

11- Ciro eşikleri nasıl hesaplanmaktadır?

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 8. maddesi uyarınca, tarafların cirolarının hesaplanmasında aşağıdakilerin ciroları toplamı esas alınacaktır:

  1. İlgili teşebbüsün cirosu;
  2. İlgili teşebbüsün doğrudan ya da dolaylı olarak;
  • Sermayesinin veya ticari varlığının yarıdan fazlasına sahip olan veya
  • Oy haklarının yarıdan fazlasını kullanma yetkisine sahip olan veya
  • Denetim kurulu, yönetim kurulu veya teşebbüsü temsile yetkili organların üyelerinin yarıdan fazlasını atama yetkisine sahip olan veya
  • İşlerini idare etme hakkına sahip olan kişi veya ekonomik birimlerin ciroları;
  • İlgili teşebbüs üzerinde (2)’de sayılan hak ve yetkilere sahip olan kişi veya ekonomik birimlerin ciroları;
  • (3)’de sayılanların, (2)’de sayılan hak ve yetkilere sahip olduğu kişi veya ekonomik birimlerin ciroları;
  • (1-4)’te sayılanların, (2)’de sayılan hak ve yetkilere müştereken sahip olduğu kişi veya ekonomik birimlerin ciroları.

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 8(6) maddesine göre ciro, bildirim tarihinden bir önceki mali yıl sonunda veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa, bildirim tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan net satışlardan meydana gelir.

Ciro hesabında, madde 8(1)’de sayılan kişilerin veya ekonomik birimlerin birbirlerine yaptıkları satışlardan elde ettikleri ciroları dikkate alınmaz.

Finans kurumlarının yani bankaların, finansal kiralama ve faktoring şirketlerinin, aracı kurumların ve portföy yönetim şirketlerinin, sigorta, reasürans ve emeklilik şirketlerinin cirolarına ilişkin olarak Kurum, 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 9. maddesi kapsamında ayrı bir hesaplama yöntemi belirlemiştir.

Döviz cinsinden elde edilen ciro, meydana geldiği yıldaki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ortalama alış kuru üzerinden TL’ye çevrilecektir.

C. Başvuru

12- Birleşme ve devralmaların bildirim şartları nelerdir? Başvuru zorunlu mudur?

Türk birleşme/devralma kontrol rejimine göre, işlem 2010/4 Sayılı Tebliğ kapsamına girdiğinde (bkz. yukarıda 4) ve ciro eşikleri aşıldığında (bkz. yukarıda 7. madde) bildirim zorunludur. De minimis istisnası gibi genel bir istisna yoktur ve 2010/4 Sayılı Tebliğ uyarınca Kurum’un bildirimde bulunmayan teşebbüslere ceza verme yetkisi mevcuttur.

Bildirimler Kurum’a yapılmalıdır. Kurum bünyesindeki entegre birleşme/devralma kontrol yetkinliğine sahip sektörel birimler, bildirimleri inceleyecektir.

Bildirim formu, Avrupa Komisyonu Form CO’ya benzer. Bildirim formu, fiziki teslimat, e-posta yoluyla veya 2022/2 Sayılı Tebliğ uyarınca “e-devlet” platformu üzerinden Kurum’a iletilebilir.

Kurum’a sunulması gereken bazı ek belgeler şunlardır:

  • İşlemi düzenleyen sözleşmenin nihai veya mevcut suretleri ve diğer belgeler ile bunların Türkçe düzenlenmemiş olmaları halinde yeminli Türkçe tercümeleri. İmzalanmış bir sözleşmeden ziyade, bildirimin sözleşmenin kesine yakın bir taslağı bazında yapılması da mümkündür.
  • Tarafların bilançolarını içeren ve resmi makamlarca onaylanmış yıllık raporlar.
  • Varsa ilgili pazar için pazar araştırması raporları.
  • İşlemle ilgili olarak bir taahhüt teklif edilecekse, bunu detaylı olarak içeren imzalı taahhüt metni.
  • Bildirimde bulunan kişinin yetkili olduğunu gösteren belgeler.

2022/2 Sayılı Tebliğ, yeni bir bildirim formu getirmiştir. Yeni bildirim formu, işlem taraflarının Türkiye’de etkilenen pazarların bulunduğu durumlarda, tarafların bu pazarlarda sahip oldukları pazar paylarına bakılmaksızın ayrıntılı pazar bilgisi vermelerini gerektirmektedir, yani Kurum, zorunlu “uzun form” bildirimi gerektiren %20 (yatay birleşmeler için) ve %25 (yatay olmayan birleşmeler için) pazar payı eşiklerini kaldırmıştır. Dolayısıyla, 2022/2 Sayılı Tebliğ yürürlüğe girdiğinde, piyasaları etkileyebilecek tüm bildirimler, tarafların pazar payları çok düşük olsa bile kapsamlı bir “uzun form” bildirimi gerektirecektir.

Öte yandan, yeni bildirim formunun giriş bölümünün 2. fıkrasına göre, işlem tarafları yalnızca şu iki durumda “kısa form” bildirimi yapabilecektir: (i) işlemin müşterek kontrolden tek kontrole geçişle ilgili olması veya (ii) Türkiye’de etkilenen bir pazarın bulunmaması.

Bununla birlikte, kısa form sunulduğunda, Kurum daha sonra bu koşulları karşılamadığı ortaya çıkan veya istisnai olarak tam inceleme yapma amacıyla işlemler için, standart (“uzun form”) bir bildirim yapılmasını talep edebilir. Bu durumda, standart bildirim yapılıncaya kadar bildirim eksik kabul edilecek ve buna göre, Kurum tarafından yapılacak değerlendirmeye ilişkin başvuru süresi, standart bildirimin yapıldığı tarihten itibaren başlayacaktır.

13- Başvuru için herhangi bir son tarih var mıdır? Başvurudan kim sorumludur? Herhangi bir başvuru ücreti var mıdır?

2010/4 Sayılı Tebliğ, bildirimde bulunmak için belirli bir son tarih öngörmemektedir. Ancak, 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 10. maddesi uyarınca, kontrol değişikliğinin gerçekleştiği tarihte işlem kapanmış sayılacağından, işlemin kapanıştan en az kırk beş (45) takvim günü önce yapılması tavsiye edilmektedir.

Türk birleşme/devralma kontrol rejiminde, bildirimi zorunlu bir işlemin Kurum’un onayından önce kapatılması yasaktır. İzne tabi bir birleşme veya devralma, onay alınmadan kapatılırsa, sonuçların belirlenmesinde, yoğunlaşmanın maddi niteliği önemli bir rol oynar. Kurum’un, işlemin hâkim durum oluşturduğu veya hâkim durumu güçlendirdiği ve ilgili bir ürün pazarındaki rekabeti önemli ölçüde azalttığı sonucuna varması halinde, ilgili teşebbüsler (ve ayrıca ihlalin oluşmasında belirleyici etkisi olan çalışanları ve yöneticileri) daha ağır para cezaları ve yaptırımlara tabi tutulur (ayrıntılar için bkz. 19).

Aynı madde uyarınca bildirim, taraflarca müştereken veya ayrı ayrı taraflardan herhangi birisi veya yetkili temsilcileri tarafından yapılabilir. Bildirimde bulunan tarafın durumu diğer ilgili tarafa bildirmesi gerekmektedir. Ortak bildirimler tek bir form ile yapılmaktadır.

Ayrıca Türkiye’de herhangi bir başvuru ücreti bulunmamaktadır.

Bildirimlerin yapılmasına ilişkin herhangi bir ön bildirim ve resmi veya gayri resmi yönlendirme bulunmamaktadır. Ancak, 2010/4 Sayılı Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair 2017/2 Sayılı Tebliğ’de birleşme öncesi bildirim kuralına bir istisna getirilmiştir. Tebliğ’in 10(6) maddesine göre, menkul kıymetlerin borsada seri işlemlerle çeşitli satıcılardan devralınması sonucunda kontrolün elde edilmesi halinde, kapanıştan sonra Kurum’a bildirimde bulunulabilir, eğer:

  • Bildirim gecikmeksizin Kurum’a sunulursa.
  • Devralan, söz konusu menkul kıymetlere bağlı herhangi bir oy hakkını kullanmazsa (veya bunu yalnızca, Kurum tarafından verilecek bir istisnaya dayalı olarak yatırımlarının tam değerini koruması amacıyla yaparsa).
  • Kurum, etkin rekabet koşullarını sağlamaya yönelik koşul ve yükümlülüklere tabi olarak bu tür bir istisna yapabilir.

14- Rekabet endişelerini gidermek için ne gibi çözümler önerilebilir?

Taraflar, Kanun’un 7. maddesi uyarınca yasaklanmış olan işlemin ardından piyasadaki rekabetin azalmasına ilişkin önemli endişeleri gidermek için iyileştirme taahhütleri önerebilirler. Çözümler, piyasa rekabetini sürdürebilecek veya işlemden önceki seviyelere geri getirebilecek (restitutio in integrum) nitelikte olmalıdır. 2010/4 Sayılı Tebliğ’in 14. maddesi, Kurum’a söz konusu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak için şartlar ve iyileştirme yükümlülükleri şart koşma yetkisi vermektedir.

Kurum, kendiliğinden çözüm önerileri getirmemekte veya sunulan çözüm yollarını değiştirmemektedir; işlemin tarafları, izin almak için çözüm önerme konusunda takdir yetkisine sahiptir ve işlem taraflarının, yeterli görülmediği takdirde önerilen çözüm yollarını değiştirmelerine izin verilebilir. Çözüm yolları, endişeleri gidermek için yetersiz olursa, Kurum izin vermeyebilir. Taraflar bir çözüm sunarken, başvuru ayrıntılarını ve rekabet endişelerinin nasıl ele alınacağına ilişkin argümanlarını sağlamalıdır. Önerilebilir çözümler ve uygulanabilir prosedür ve koşullar, Çözümlere İlişkin Kılavuz’da mevcuttur.

Kurum, daha önce davranışsal çözümleri kabul etmiştir, ancak istisnai olarak Çözümlere İlişkin Kılavuz’da “teşebbüs davranışlarının izlenmesinin zorluğu, yazılı taahhütleri ihlal etmeyecek biçimde çözümün ruhuna aykırı davranma olasılığı, gerçekte rekabetçi olabilecek davranışların da engellenebilmesi gibi sahip oldukları bazı olumsuz özellikler” gözlemlenmiştir. Bu nedenle, çeşitli biçim ve içerikteki yapısal çözümler uygulamada daha önemlidir.

Taraflar, çözüm önerilerini, Aşama I veya Aşama II’de Kurum’a sunabilirler. Aşama I’de sunulursa bildirim, taahhütlerin sunulduğu tarihte yapılmış olarak kabul edilecektir.

Her halükârda, taahhütlerin inceleme yapmaya yetecek ayrıntılı bağlamsal bilgileri içeren imzalı bir versiyonu ve ticari sırlar dışında kalan ancak üçüncü kişilerin çözüm yolunun uygulanabilirliğini ve etkinliğini incelemesine olanak tanıyan bir kopyası Kurum’a verilmelidir. Çözümlere İlişkin Kılavuz, taahhütlerin sunulması için gerekli bilgi ve belgeleri listeleyen bir form içermektedir.

Kurum, işlemin önerilen çözümler uygulanmadan Kanun’un 7. maddesini ihlal etmeyeceğine karar verirse işlem koşulsuz olarak onaylanacaktır.

15- Kısıtlayıcı hükümlere nasıl izin verilmektedir?

2010/4 Sayılı Tebliğ madde 13(5)’e göre, bir işlemin uygulanması ve beklenen verimliliğin sağlanması ile doğrudan ilgili ve gerekli olan kısıtlamalar (yan kısıtlamalar), işlemin kendisinin Kurum tarafından onaylanması durumunda ortadan kalkar.

Daha önce Kurum, sınırlamaların gerçekten tali olup olmadığını değerlendirmekteydi, ancak şu anda taraflar sınırlamalarını kendileri değerlendirmektedir. Yan sınırlamalara uyulmaması halinde taraflar Kanun’un 4. maddesi uyarınca soruşturma ile karşı karşıya kalabilmektedir.

Kabul edilebilir rekabet etmeme yükümlülükleri

Devralma işlemlerinde satıcılar üzerinde, devralınan teşebbüsün devralmadan önce faaliyet gösterdiği mal ve hizmetlere ilişkin coğrafyalar veya pazarlarla veya üç yıl ile sınırlı rekabet etmeme yükümlülükleri, Yan Kısıtlamalara İlişkin Kılavuz uyarınca genellikle kabul edilebilirdir. Satıcının girmek için önemli yatırımlar yaptığı coğrafyaları veya geliştirmenin geç aşamalarındaki mal ve hizmetleri kapsayan veya haklı görüldüğünde (müşteri bağlantısı veya devredilen know-how’ın doğası nedeniyle) üç yılı aşan süreleri kapsayan rekabet etmeme yükümlülükleri da kabul edilebilirdir.

Kabul edilebilir ayartmama ve gizlilik yükümlülükleri

Bir devralma işleminde satıcının çalışanları işe almasını veya devralınacak teşebbüsün ticari sırlarını açıklamasını veya kullanmasını engelleme yükümlülükleri, Yan Kısıtlamalara İlişkin Kılavuz’a göre genellikle kabul edilebilirdir. Gizlilik yükümlülükleri, yalnızca ilgili bilgilerin gizli kalması durumunda tali olarak kabul edilebilirdir.

D. Değerlendirme

16- Bildirimler için uygun prosedürler ve zaman çizelgesi nedir?

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 13(4) maddesi uyarınca, Kurum, her başvuruyu, işlemin onaylanabileceği veya nihai inceleme altına alınabileceği bir ön incelemeye alır.

Buna göre, bildirim yapıldıktan sonra prosedürün geri kalanı aşağıdaki gibi devam etmektedir:

Ön İnceleme (Aşama I):

Kanun’un 10. maddesi uyarınca, Kurum’a işleme izin vermesi veya incelemeye devam etmeye karar vermesi (II. Aşama) için on beş (15) gün süre verilir, bu durumda taraflara, ön itirazları ve uygun görülen her türlü geçici tedbir de dahil olmak üzere usulüne uygun olarak bilgi verilmesi gerekmektedir. Bildirim, yalnızca usulüne uygun olarak tamamlandığında yapılmış sayılır; yanlış veya eksikse, bildirim bu bilgilerin tamamlandığı tarihte yapılmış sayılır. Başvuru tarihinden itibaren otuz (30) gün sonunda Kurum, kararını taraflara bildirmezse, karar zımni onay olarak kabul edilir.

Nihai İnceleme (Aşama II):

Aşama I’de bildirim onaylanmazsa, nihai incelemeye tabi olmaktadır. İlgili taraflar, yazılı bir savunma beyanı sunma hakkına sahiptir ancak taraflar bu haktan feragat etmeyi de seçebilir. Tarafların ayrıca, Aşama I’de önerilen çözüm yollarını önermelerine veya herhangi bir çözüm yolunu değiştirmelerine izin verilmektedir. Kanun’un 43. maddesi uyarınca, Kurum’un, Aşama II’yi tamamlaması için soruşturma yapılmasına karar verildiği tarihten itibaren altı aya kadar süresi vardır, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere altı aya kadar ek süre ile uzatılabilir.

Kurum, herhangi bir aşamada taraflara, işlemle ilgili diğer taraflara veya rakipler, müşteriler ve tedarikçiler de dahil olmak üzere üçüncü kişilere yazılı olarak talepte bulunabilir.

Kurum’un işleme ilişkin olarak başka bir kamu kuruluşundan görüş talep etmesi halinde, değerlendirme süresi, istenen görüşün Kurum’a sunulduğu tarihten itibaren başlar.

17- Başvurular Kurum tarafından nasıl değerlendirilmektedir?

Kurum tarafından kullanılan maddi doğruluk testi nedir?

Uygulanan maddi doğruluk testi, Kanun’un 7. maddesinde yeni getirilen “etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması” testidir. Öncesinde 7. madde, işlemlerin yalnızca rekabette bir hâkim durum oluşturduğu veya hâkim durumu güçlendirdiği hallerde hukuka aykırı sayıldığı bir hakimiyet testinden bahsediyordu. “Etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması” testi, AT Birleşme Yönetmeliğinde kabul edilen teste benzemektedir. Bu test kapsamında, rekabette önemli bir düşüşe yol açan işlemler, hâkim durum oluşturup oluşturmadığına veya mevcut bir hâkim durumu güçlendirmesine bakılmaksızın hukuka aykırı kabul edilecektir. Ancak, hâkim durum yaratmak veya hâkim durumu güçlendirmek, etkin rekabetin önünde önemli bir engel oluşturabilecek en önemli faktör olmaya devam etmektedir.

Hâkim durum nasıl tanımlanmaktadır?

Kurum, tipik olarak ilgili coğrafi pazarı ve ilgili ürün pazarını belirlemekte ve ilgili teşebbüsün bu pazarda hâkim durumda olup olmadığını kontrol etmektedir.

“Hâkim durum” kavramı Kanun’un 3. maddesinde tanımlanmıştır. Madde, hâkim durumu, bir veya daha fazla teşebbüsün, rakiplerinden ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim miktarı ve dağıtım gibi ekonomik parametreleri belirlemede belirli bir piyasada sahip olduğu ekonomik güç olarak tanımlamaktadır.

Hâkim durumun belirlenmesinde Kurum’un kullandığı en önemli faktör piyasa gücüdür. Kurum, çeşitli kararlarında, piyasa gücü için net bir asgari yüzdesi bulunmadığının, ancak %40’ı aşmayan bir piyasa payının, ilgili teşebbüsün hâkim durumda olmama olasılığının yüksek olduğu anlamına geldiğinin altını çizmektedir. Yoğunlaşma seviyelerini hesaplamak için Kurum, dört firma veya beş firma yoğunlaşma oranı veya Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI) gibi diğer ölçüleri kullanmaktadır.

Piyasa payının tek başına bir hâkim durumun açık bir göstergesi olarak kullanılamayacağı karmaşık durumlarda, Kurum ekonomik modellere, yani tipik olarak rakibin fiyat ve miktar esnekliği ile ölçülen ve ilgili teşebbüsün kayda değer ölçüde bağımsız davranıp davranamayacağını gösteren duyarlılık analizine itibar etmektedir.

Değerlendirmelerde Kurum tarafından başka hangi faktörler dikkate alınmaktadır?

2010/4 Sayılı Tebliğ’in 13(1) maddesi kapsamında Kurum, birleşme ve devralmaların değerlendirilmesinde aşağıdaki unsurları dikkate almaktadır:

  • İlgili pazarın yapısı;
  • Yerli ve yabancı teşebbüsler arasındaki fiili ve potansiyel rekabet;
  • Teşebbüslerin pazardaki durumu, ekonomik ve mali güçleri, alternatif tedarikçi ve müşteri kaynakları, arz kaynaklarına erişim imkanları;
  • Pazara giriş engelleri; ve
  • Arz ve talep eğilimleri, tüketicilerin menfaatleri, tüketici yararına olan etkinlikler ve diğer hususlar.

Ayrıca, Kurum, doğrulanabilir olmaları koşuluyla, bir yoğunlaşmanın gözden geçirilmesindeki etkinlikleri dikkate alabilmektedir. Verimlilik kazanımı iddialarının değerlendirilmesinde temel kriter, tüketicilerin birleşme öncesi duruma göre birleşme sonucunda daha kötü koşullarda olmayacaklarıdır. Daha kaliteli üretim veya üretim veya dağıtımda marjinal maliyet düşüşleri açısından faydalı bir faktör olarak faaliyet gösterdikleri ölçüde, Kurum, verimlilik kazanımlarını rekabete aykırı etkilere karşı dengeleyici bir faktör olarak değerlendirmektedir.

Bildirimde bulunan taraflar, Kurum’dan önce batan firma savunmasına başvurabilir mi?

Kurum, batan firma savunmasını da kabul edebilmektedir. Batan firma olması, işleme onay verilmese bile, devralınmayan teşebbüsün finansal zorluklar nedeniyle piyasadan çıkması durumunda rekabet düzeyinin yine de azalacağı anlamına gelmektedir. Bu savunmanın temel şartı, birleşmenin olmadığı durumda rekabetin en az birleşmeye izin verildiği ölçüde azalacağını kanıtlamaktır.

Yatay Birleşme ve Devralmaların Değerlendirilmesi Hakkında Kılavuz (119. paragrafta), batan firma savunmasını ileri süren birleşme işlemi taraflarının aşağıdaki üç kriterin karşılandığını kanıtlaması gerektiğini belirtmektedir:

  1. Batan firma olduğu iddia edilen teşebbüs, başka bir teşebbüs tarafından devralınmazsa yaşadığı finansal güçlükler nedeniyle yakın bir gelecekte piyasadan çıkma mecburiyetinde kalacak;
  2. İnceleme konusu birleşme işlemi haricinde rekabeti daha az kısıtlayıcı başka bir alternatif yol bulunmaması; ve
  3. Birleşmeye izin verilmediği takdirde, batan firma olduğu iddia edilen teşebbüsün varlıkları kaçınılmaz olarak piyasa dışına çıkacaktır.

Yatay olmayan birleşme ve devralmalarla ilgili olarak Kurum’un konumu nedir?

Yatay olmayan birleşmeler genellikle tedarik zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren teşebbüsler arasında gerçekleştirilen işlemleri ifade eden dikey birleşmeler anlamına gelmektedir. Kurum, yatay birleşmelerle karşılaştırıldığında, yatay olmayan birleşmelerin (örneğin çifte marjinalleşmenin ortadan kaldırılması, işlem maliyetlerinin düşürülmesi gibi çeşitli nedenlerle) genellikle bir hâkim durum yaratarak veya güçlendirerek rekabeti önemli ölçüde azaltma olasılığının daha düşük olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle, Kurum, belirli şartlarla, dikey birleşmenin rekabet üzerindeki olumsuz etkilerinin çok önemli olmadığı varsayımı sebebiyle (%20 yerine) %25’lik daha yüksek bir pazar payı eşiği belirlemiştir.

Ancak, Kurum, yatay olmayan birleşmelerin rekabet üzerinde genellikle (i) tek taraflı etkiler ve (ii) koordineli etkiler olmak üzere iki tür olumsuz etkiye sahip olduğunu düşünmektedir. Tek taraflı etkiler temel olarak yatay olmayan birleşmelerin kısıtlamaya neden olabileceği durumlarda ortaya çıkar; bu, fiili veya potansiyel rakiplerin tedarike (girdi kısıtlaması) veya pazarlara (müşteri kısıtlaması) erişiminin birleşme sonucunda engellendiği veya ortadan kaldırıldığı durumları ifade etmektedir. Koordineli etkiler ise, birleşme öncesi davranışlarını uyumlaştırmadan faaliyet gösteren teşebbüslerin birleşme sonrasında koordinasyon yoluyla fiyatları yükseltme veya rekabeti azaltma olasılıklarının önemli ölçüde daha yüksek olduğu durumu ifade etmektedir.

Sonuç olarak, yatay olmayan birleşmelerin değerlendirilmesinde Kurum, birleşmenin neden olduğu verimliliklerden kaynaklanan olumlu etkiler ile olumsuz etkileri tartarak olumlu veya olumsuz bir tespitte bulunmaktadır.

18- Bildirimde bulunanlar, başvuru sırasında açıkladıkları gizli ve ticari açıdan hassas bilgilerini koruyabilirler mi?

Kamusal açıklamadan kaynaklanan gizlilik

Kurum, uygulamada resmi internet sitesini etkin bir şekilde kullanmakta ve birleşme başvurularına ilişkin kararları yayınlamaktadır. İlanlar genellikle tarafların isimlerini ve ticari faaliyet alanını içermektedir. Kurum tarafından bildirime ilişkin nihai gerekçeli karar verildikten sonra, sır olarak saklanması istenen gizli ticari bilgilerin redaksiyonu yapıldıktan sonra analiz ve kararın tam metni yayımlanmaktadır.

Kanun’un 53. maddesi uyarınca Kurum, başvuru kapsamında sağlanan ticari nitelikli bilgileri ifşa etmemekle yükümlüdür. Aynı maddenin son fıkrasında “Kurul kararları tarafların ticarî nitelikli sırlarını ifşa etmeyecek şekilde Kurum internet sayfasında yayımlanır” ibaresi yer almaktadır. Ticari nitelikli bilgilerin gizli tutulmasını ve nihai kararın açıklanmasından sonra kamuoyu ile paylaşılmamasını sağlamak amacıyla Kurum 2010/3 Sayılı Tebliğ’i yayımlamıştır. 2010/3 Sayılı Tebliğ’in 5. maddesi, taraflara Kurum’a yazılı olarak gizlilik talebinde bulunma yükümlülüğünü yüklemekte ve bilgilerin neden açıklanmaması gerektiğine ilişkin sebeplerini gerekçelendirmelerini istemektedir.

Kurum, yayınlanan kararı re’sen ayıklayabilmekle birlikte, genel kural, gizli tutulması talep edilmeyen bilgi veya belgelerin gizli olmadığıdır. Bu nedenle, gizlilik talebinde bulunan tarafların, redakte edilecek bilgilerin kapsamını belirlemesi gerekmektedir.

Kurum üyeleri ve personelinin gizlilik yükümlülüğü

Kanunun 25. maddesi, Kurum üye ve personelinin, teşebbüslerin Kurum’da geçirdikleri süre boyunca öğrendikleri gizli bilgileri ve ticari sırları açıklamalarını ve kendilerinin veya başkalarının çıkarları doğrultusunda kullanmalarını yasaklamaktadır. Gizli bilgileri koruma görevi, görevden ayrıldıktan sonra da devam etmektedir.

E. Cezalar

19- Birleşme/devralma kontrol kurallarının ihlali durumunda ne gibi cezalar verilebilmektedir?

Kanun, 16. ve 17. madde kapsamında iki tür para cezası öngörmektedir. 16. madde, hukuka aykırı çeşitli fiillerin işlenmesi halinde bir defaya mahsus idari para cezaları öngörürken, 17. madde, devam eden ihlaller için günlük olarak biriken idari para cezaları öngörmektedir. Cezalar için zorunlu asgari seviyeler, enflasyona göre yıllık olarak saptanmaktadır. Kanun, rekabetle ilgili ihlaller için herhangi bir cezai yaptırım öngörmemektedir ve Türk hukukunda başkaca böyle bir ceza bulunmamaktadır.

İzinden önce veya yasak olduğunda uygulama

Bildirimi zorunlu bir işlem, usulüne uygun olarak Kurum’a bildirilmedikçe ve Kurum tarafından onaylanmadıkça hukuken geçersizdir. İşlemin izin alınmadan gerçekleştirilmesi halinde, Kanun’un 16(1) maddesi uyarınca, Kurum, cezadan bir önceki mali yılın cirosunun %0,1’i kadar idari para cezası (2022 yılı için 47.409 TL olarak belirlenen, yıllık olarak tayin edilen bir asgari seviye esas alınır) vermektedir. Bu miktarın hesaplanamaması halinde ceza, en yakın mali yılın cirosu esas alınarak verilmektedir. Madde 16(1)’e göre, birleşme işlemlerinde taraflardan her birine, devralma işlemlerinde ise sadece devralana idari para cezası verilir.

Aynı madde kapsamında, hukuka aykırı olarak gerçekleştirilen işlemin, Türkiye’nin bir bölümünde veya tamamında ilgili ürün pazarında rekabeti önemli ölçüde engellemesi (yani, Kanun’un 7. maddesini ihlal etmesi) halinde, hâkim durum oluşturması veya hâkim durumu güçlendirmesi halinde, Kurum, ihlal edenin bir önceki mali yıldaki yıllık cirosunun %10’una kadar idari para cezası vermektedir. Bu miktarın hesaplanamaması halinde ceza, en yakın mali yılın cirosu esas alınarak yapılmaktadır.

Bildirimin doğru yapılmaması

Bildirimde verilen bilgilerin yanlış veya eksik olması durumunda, bildirim, hata veya eksiklik giderildiğinde yapılmış sayılacaktır. Bir bildirimde yanlış veya yanıltıcı bilgi verilmesi nedeniyle Kurum, cezadan önceki mali yılın cirosunun %0,1’i kadar idari para cezası (yıllık olarak belirlenen asgari seviye uygulanır) verebilir. Bunun hesaplanamaması halinde ceza, en yakın mali yılın cirosu esas alınarak yapılmaktadır. Bu ceza, teşebbüsler, teşebbüs birlikleri veya üyeleri olabilecek gerçek ve tüzel kişilere verilebilir.

Para cezasına çarptırılan teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin yöneticisi veya çalışanı olan gerçek kişilere, kuruluşlarına verilen para cezasının %5’ine kadar para cezası verilebilir. Birleşmeler, birleşen taraflar ve devralmalardan devralan(lar) sorumlu olacaktır.

Uyumun sağlanmaması

Taraflardan birinin bir çözüme uymaması durumunda izin geçersiz hale gelecektir. İşlem zaten kapatılmışsa, Kurum, izinsiz gerçekleştirilen uygulama (yukarıya bakınız) gerekçesiyle Kanun’un 16(1) maddesi uyarınca idari para cezası verebilir ve incelemeyi yeniden başlatır. Kanunun 17. maddesine göre, yukarıdaki para cezalarına ek olarak,

  • Kurum tarafından verilen geçici tedbirlere veya nihai kararlara veya iyileştirme yükümlülüklerine uyulmaması,
  • Kurum’a yapılan iyileştirme taahhütlerine uyulmaması,
  • Bilgi taleplerine zamanında cevap verilmemesi veya istenen belgelerin sağlanamaması,
  • Yerinde denetimlere karşı konulması veya bunların engellenmesi,

Kurum, her bir ihlal günü için, teşebbüslere, teşebbüs birliklerine veya bunların üyelerine, cezadan önceki mali yılın cirosunun %0,05’i oranında periyodik para cezası uygulayabilir. Bu miktarın hesaplanamaması durumunda ceza, en yakın hesap yılının cirosu üzerinden yapılmaktadır.

Kurum Kararlarına İtiraz

İşlemin tarafları, Kurum’un nihai kararının yargısal incelemesini yapma hakkına sahiptir. Tarafların, Kurum’un gerekçeli kararının kendilerine ulaşmasını müteakip, (60) gün içerisinde Kurum kararlarının incelenmesi için 6352 sayılı Kanun uyarınca Danıştay yerine, ilk derece mahkemesi haline gelen Ankara idare mahkemelerinde dava açmaları gerekmektedir. Danıştay, Kurum kararlarının en yüksek idare mahkemesi olarak temyiz mahkemesi olmaya devam etmektedir. İncelemeye tabi Kurum kararları arasında diğerlerinin yanı sıra, yasal ihlalleri belirleyen, idari para cezalarını içeren, geçici tedbirleri uygulayan; bireysel muafiyetler, grup muafiyetleri ve menfi izinler veren veya bu izinleri geri çeken ve şikayetleri reddeden kararlar yer almaktadır. Meşru menfaati kanıtlayan üçüncü kişiler, Kurum kararlarına Ankara’daki idare mahkemelerinde itiraz edebilir. Hukuki inceleme sürecinin tamamlanması genellikle üç ila dört yıl sürer. Kurum’un önemli para cezaları dayatan kararlarının çoğu temyiz edilmiştir ve temyizlerin çoğu hem usule ilişkin hem de esasa ilişkin sorunları gündeme getirmektedir.